Yalancılar - E. Lockhart || Kitap Yorumu

04:59:00 dragon's bookshelf 2 Comments Category : , , , , ,

Yalancılar
Orijinal Adı: We Were Liars
Yazar: E. Lockhart
Yayınevi: Pegasus
Sayfa Sayısı: 241
Çevirmen: Murat Padar
Puan::jsenn::jsenn::jsenn::jsenn::jsenn:

Arka Kapak;
Bizler yalancıydık. 
Güzel, ayrıcalıklı ve dertsiz tasasız, 
lüks içinde yaşıyorduk. 
Çatlayıp kırıldık. 
Bu bir aşk ve macera hikâyesi… 
Bir trajedi masalı... 
Hangisi gerçek? 
Hangisi yalan? 
Kararı siz verin. 

Değerlendirme;
Merhaba! Ben geldim. Uzun zamandır en hızlı okuduğum kitaplardan biri olan –kısacık olmasını göz ardı etmenizi rica ediyorum- Yalancılar’ın yorumu ile geldim bugün. Elime geçtiği an “zaten kısa bir kitap bir günde bitiririm” diyerek elime aldım ve sonunda beni parçalarıma ayırmış bir şekilde sadece iki saatte bitirdim bu kitabı. Neden bu kadar çok etkilendiğime dair hiçbir fikrim yok, tek bildiğim bana hitap eden bir umutsuzluğun ve hisler yığınının kitapta olduğuydu. Bazen bir kitap doğrudan size seslenir hani işte aynen öyle bir vaziyette kitabı okudum. Okudum ve parçalandım. Ben yine girişi çok uzatmayayım, hemen başlayayım yoruma.

Kapağını gerçekten çok sevdim. Neden bilmiyorum, o adada geçen günlerin, denizin ve sıcaklığın, Japon güllerinin ve daha kitapta geçen birçok şeyin havasını güzel yüklenmiş bir kapak benim için. Hem hiçbir karakterin hayal gücümüzü kısıtlayacak kadar çok görünmemiş olmasını hem de Yalancılar’ın dördününde temsilen orada olması çok güzel. Anlayacağınız, ben fazlasıyla beğendim kapak tasarımını. Beyaz ve gümüş renginde dizayn edilmiş iç cildi de oldukça sevimli ancak cildi çıkartmamanızı öneririm çünkü mat beyaz ciltler neredeyse toz toplamak için çaba harcıyor, kenarları şimdiden grileşti benim kitabımın, sadece bir uyarı.

Kurgusu ve karakterleri elbette kitabın en sevdiğim kısmı oldu. Şimdi size anlatmama izin verin, aklıma gelen her şeyi anlatmama izin verin. Bu kitabın, bu hikâyenin beni bu kadar etkilemesini hiç beklemiyordum. Çünkü düşünün, iki yüz kırk bir sayfaya bir yazar ne sığdırmış olabilir? Üstelik ilk birkaç sayfayı okuduğunuzda kurgu öyle karmaşık geliyor ki başta bir şeylerin tamamlanmayacağını ve yarım bırakılacağınızı düşünüyorsunuz ama size tavsiyem, buna sakın kanmayın. Elinizdeki kitap, o incecik silüeti ile sizi yıkabilecek güce sahip bir kitap. Neden mi? Çünkü içinde gerçekten işlenmiş bir acı var. İşlenmiş. Daha fazla gerçek olması mümkün olmayacak derecede güzel işlenmiş bir acı. Bu kadar basit ve insani bir şeyin sizi yıkmasını beklemezsiniz değil mi? Yanılıyorsunuz.
Ana karakterimiz Cadence. Cadence Sinclair Eastman. Annesi ve üç köpeği ile Burlington, Vermont’ta yaşıyor. Yakında on sekizine girecek. Aptallara katlanamıyor. Ayrıca kelimelerle oynamaya da bayılır. Hayatta sahiplendiği ne varsa yitirmiş, yalnız bir insan. Eskiden sarışındı, artık siyah saçlı. Eskiden güçlüydü, artık zayıf. Eskiden güzeldi, artık hastalıklı görünüyor. Bir şeylere katlanıyor ve bir şeylere katlanamıyor.
Fark ettiniz mi? Katlanmak, katlanmamak. Kelimeler neredeyse aynı ama pek de öyle sayılmaz. Katlanmak.
Dayanmak anlamına da geldiğini söyleyebilirsiniz ama bu tam olarak doğru değil.

İlk hissettiğiniz şey tatlı bir karmaşa. Okuyacaklarınızın beklentisi. Ada hayatı, oldukça zengin ve her açıdan mükemmel bir aile. Terk eden bir baba, ama acısı gömülmüş. Atlatamamış bir anne, ama sorun değil. Tatlı köpekler. Enerjik ve akıllı bir büyük anne. Genel olarak, düzenli bir hayat.
En önemlisi, hayatında edinebileceğin en güzel dostlar. Dört arkadaş, onlar ortalığı dağıtan, birbirlerine zincir gibi bağlı yalancılar. Birlikte büyüdüler, birlikte aşık oldular.
Ama ikisi... İkisi çok farklı bir şekilde birbirlerine bağlandılar.
Cadence Sinclair Eastman.
Mirren Sinclair Sheffield.
Jonathan Sinclair Dennis.
Gatwick Matthew Patil.
Yalancılar.
Nasıl anlatmam gerektiğinden emin değilim, ne söyleyebileceğimden de. Çocukluk aşkı, terk ediliş. İnkâr, dostluk, kayıplar. Aklıma gelen tüm kelimeler bunlar. Aklımda toparlayabildiğim tüm kelimeler bunlar. Neden daha uzun değildi, neden daha uzun okuyamadığım diye beni üzen sayfalar. Her sayfasını okumak güzeldi, ani geçişlerine rağmen. Ani geçişlerin altını çiziyorum, ana karakterimiz kelimelerle oynamayı seven oldukça zeki bir kız. Zeki ve kalbi kırık.
Söylenecek çok şey var, ama hiçbir şey yok.

Kalemi size farklı gelecek bir hikâye. Yarıda kesilmiş cümleler, zaman geçişleri. Anılar. Anılar bütünü. Yazarın aklında olan he rşeye hakimsiniz ama uzaktan izliyorsunuz. İşte böyle hissettiren bir üslup. Fazla güzel, çok fazla güzel. Her şeyiyle güzel üstelik, sadece bir sayfasıyla değil. Hissettiğiniz acı, her şey bu başarılı kalem sayesinde size geçmiş.

Son olarak,
“Evren şuanda fazla devasa görünüyor, tutunacak bir şeye ihtiyacım var.”
“Yanındayım.”
İşte tüm kitapta bana en yakın hissettiren sahne buradaydı. Güzel dostlukların, aşkın, umutların. Yangının. Her şeyin en güzeli. O koskoca evrende yalnız olmadığını hissetmek. Elinizi tutacak birilerinin olması. 

Okuyun, okumalısınız.

Sizleri seviyorum,  Yalancılar’ı seveceğinizi biliyorum.

RELATED POSTS

2 yorum

  1. Merhabalar, blogumuza beklerizz

    http://gezgiccift.blogspot.com.tr/

    YanıtlaSil
  2. blogunuzu izlemeye aldım sizide bloguma beklerim :)

    YanıtlaSil